Korkunun Ecele Faydası, Yaşama Zararı

Hits: 4

Korku nahoş çağrışımlarla zihnimizde yer etse de hayatta kalmamızı borçlu olduğumuz hislerin başında gelir. Özellikle fiziksel açıdan çok fazla korunağı olmayan, pek çok tehlike karşısında zayıf sayılabilecek bir canlı türü olduğumuzu göz önünde bulundurursak tarih sahnesinden silinmememizi bir nebze de olsa korkularımıza borçluyuz diyebilirim. Bu durum korkuyu yüceltmemize sebep olacak bir şey değil elbette.

Bir yemek düşünün, kullanılan malzemelerden birisi onu çekilecek ziyafetin yıldızı haline getirebilir. Ancak aynı malzemeyi başka bir yemekte kullanmaya kalkıştığımızda ise tadımızı kaçıran bir sonucun ortaya çıkması muhtemeldir. Duygularımızın, düşüncelerimizin ve davranışlarımızın da tıpkı bu şekilde işlevsel ve işlevsiz olduğu durumlar söz konusudur.

Peki korku hangi hallerde ortaya çıkar, hayatımızı kurtaran veya zorlaştıran korkuyu nasıl ayırt ederiz, kaygının belirleyicisi nedir, Korku nasıl fobiye dönüşür; şimdi biraz bu sorular üzerine düşünüp cevaplara göz atalım.

Korku baş etme kapasitemizi aşan tehdit ve tehlike karşısında ortaya çıkan bir histir. Buna zihinsel ve fiziksel tepkiler eklendiğinde ise korkumuz kaygıya dönüşür. Kaygı fiziksel zihinsel veya sosyal alanlarda ortaya çıkabilir. Örneğin üzerimize bir şeyin düşeceği, bir kaza yaşayacağımız yediğimiz bir şeyin bizi zehirleyeceği gibi fiziksel durumlar; veya insanlar tarafından dışlanabileceğimiz, küçük düşürülebileceğimiz, alay konusu olabileceğimiz v.b. sosyal durumlar, ya da kontrolümüzü kaybedip çıldıracakmış gibi hissettiğimiz zihinsel durumlar kaygının ortaya çıkma biçimleri olarak sayılabilir.

Korkuyu yaşamsal veya problemli kılan şey tehlikenin veya tehdidin ne kadar gerçekçi olduğu ile ilişkisidir. Afrikada bir ormanda dolaşırken karşımıza çıkacak bir aslandan korkmak bizi hayatta tutması adına gerçekçi bir korku sayılabilir, ancak bir hayvanat bahçesinde, tel örgülerin arkasına konulmuş bir aslanın bize zarar verme olasılığı oldukça düşüktür ve bu şartlar altında kaygılanmanın bize bir getirisi olmayacaktır.

Bir şeyin ne kadar kaygı verici olduğunu bizim onunla baş etme kapasitemize olan inancımız ve aklımızdan geçen yaşanması muhtemel senaryolar belirler. Belirsizliğe tahammül edemediğimiz noktada kötü ihtimali seçersek, kaygı baş gösterir. Bir kalabalık karşısında konuşma yapacağınızı düşünün. Dinleyiciler arasından birilerinin size soru sorma ihtimaline karşılık düşünceniz konuya son derece hakimim, hem bilmediğim bir şey sorsalar bile bilmediğimi ifade etmenin de bir sakıncası olduğuna inanmıyorum gibi ise kaygı seviyeniz muhtemelen bir sahne heyecanından öteye geçmeyecektir; ancak ya konuşurken dilim sürçerse, ya birileri bir şey sorar da cevap veremezsem, kesin rezil olurum, insanların gözündeki değerim beş paralık olur gibi düşüncelere sahipseniz konuya hakimiyetiniz ne seviyede olursa olsun, muhtemelen sahneye çıkma düşüncesi bile sizde yüksek seviyede kaygı uyandıracaktır. Korkulan şeyin gerçekliğinden bağımsız bir durumdur bu. Eğer sağlıklı bir değerlendirme yapılamıyorsa, durumu olduğundan ister daha küçük, isterse de daha büyük görün zararlı bir tutum sergilemiş olursunuz.

Korkunun fobiye dönüşmesi konusu kaygı bozuklukları başlığı altında farklı türde rahatsızlıklar bulunduğu için, farklı tanı kriterleri ile açıklanabilmektedir. Burada ortak sayılabilecek bir kriterden bahsedecek olursam o da korkunun kaynağının bizim hayatımızın akışı üzerindeki etkisidir. Bazen bir şeyleri düşünmek bile bizim için kaygı verici olabilir. Hatta gerçekte düşündüğümüz kadar korkutucu bir durum söz konusu olmayabilir. Eğer bizi kaygılandıran şey bizim için hayatı zorlaştıran, kısıtlayan, hayatımızın farklı alanlarında bozulmalara neden olan bir durum veya nesne değilse, yani hayatımız olağan seyrinde devam ediyorsa bunun derecesine fobi dememiz yersiz olur. Kadıköy’de yaşayan birisi için köpek balığından korkmak gündelik hayatını etkileyecek bir durum değildir mesela. Ama bu kişi köpeklerden korkuyorsa, bu sebepten kaçınma ve güvenlik davranışlarına baş vuruyorsa kişi fobinin sularına girmiştir diyebiliriz.

Özetle bizi hayatta tutan en önemli hislerden birisi olan korku fiziksel, sosyal ve zihinsel alanlarda baş etme kapasitemizin ötesinde olduğunu düşündüğümüz tehdit ve tehlikeler karşısında kötü ihtimallerin bize gerçekleşmesi muhtemel bir senaryo olarak görünmesi sonucunda ortaya çıkar. Fiziksel ve zihinsel belirtilerin ortaya çıkmasıyla birlikte ise korku kaygıya dönüşür. Korkutucu ihtimalin gerçekleşmesinin ne kadar gerçekçi olduğu ve hayatımız üzerindeki etkisi ise korkunun fobiye dönüşmesinde önemli bir paya sahiptir.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.