Skip to main content

Ben Böyle Biriyim – Kendimizle İlgili Yargılarımız

By Ocak 20, 2025Mart 11th, 2025Blog

ataşehir psikolog kubilay ersanlı, Ben Böyle Biriyim – Kendimizle İlgili Yargılarımız konusu üzerine böyle bir yazı hazırladı. metropol istanbu psikolog hizmeti. ataşehir psikolog randevu. istanbul psikolog randevu. anadolu yakası psikolog. kadıköy psikolog. ümraniye psikolog.

Hayatta pek çok defa kendimizle ilgili tanımlar yaparız: “Ben dağınık biriyim,” “Ben işimde hep mükemmeliyetçiyim,” “Ben böyle biriyim.” Bu ifadeler, zamanla kimlik algımızın bir parçası haline gelir ve yaşam seçimlerimizi etkileyebilir. Ancak, bu kesin yargılar her zaman bize hizmet etmeyebilir. Peki, kendimizi tanımlarken kullandığımız bu etiketler ne kadar doğru? Ve bunlar, yaşamımızı nasıl şekillendiriyor?

Kişilik mi, Alışkanlık mı?

Psikolojide, insanların kendileri hakkındaki algılarını ve bu algıların davranışlarını nasıl etkilediğini inceleyen birçok çalışma bulunmaktadır. Stanford Üniversitesi’nden Carol Dweck, insanların zihniyetleri üzerine yaptığı araştırmalarda, bireylerin sabit bir zihniyete (“fixed mindset”) ya da gelişim odaklı bir zihniyete (“growth mindset”) sahip olabileceğini göstermiştir. Sabit bir zihniyet, kişilik özelliklerinin değişmez olduğunu varsayar. Oysa gelişim odaklı bir zihniyette, insanlar yeteneklerinin ve alışkanlıklarının değişebileceğine inanır. Kendimizle ilgili “ben böyleyim” gibi kesin yargılar, sabit zihniyetin bir yansıması olabilir ve değişim kapılarını kapatabilir.
Örneğin, “Ben hep dağınık biriyim” diyen bir kişi, bu düşünceye sıkı sıkıya bağlanarak, çevresini düzenleme sorumluluğunu üstlenmekten kaçınabilir. Ancak, bu durum gerçekten “kişiliğin” bir parçası mıdır, yoksa yalnızca sürdürülen bir alışkanlık mı? Kendimize bu soruyu sormak, değişim yolunda atılacak ilk adımdır.

Kendimizi Tanımlarken Dil Bir Pusula Gibidir

Dil, düşüncelerimizi şekillendiren ve kimlik algımızı pekiştiren güçlü bir araçtır. Ludwig Wittgenstein, “Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır” derken, dilin düşünceler üzerindeki etkisine vurgu yapmıştır. Kendimizi nasıl tanımladığımız, dünyayı ve kendi potansiyelimizi nasıl gördüğümüzü etkiler.
“Ben başarısız biriyim” demek yerine, “Bu konuda zorlanıyorum” demek, sorumluluğu yargıdan ziyade deneyime kaydırır ve kişinin değişim potansiyelini artırır. Çünkü bir davranışı ya da durumu değiştirmek mümkündür, ancak değişmez bir kimlik tanımını dönüştürmek çok daha zor hissettirebilir.
Bu noktada, bir Çin atasözünü hatırlayabiliriz: “Aynı rüzgarla bir gemi batabilir, diğeri yol alabilir.” Bu, bakış açımızı ve yaklaşımlarımızı değiştirerek farklı sonuçlar elde edebileceğimizi hatırlatır. Kendimizi değişmez olarak görmek, aynı döngüleri tekrar etmemize yol açar. Ancak değişim mümkündür ve her birey, kendi hikayesini yeniden yazma gücüne sahiptir.

Kendimizle İlgili Yargıların Kökeni Nerede?

Kendimizle ilgili bu tür yargılar genellikle çocuklukta ve gençlikte oluşur. Ailemiz, öğretmenlerimiz ve çevremiz, bizim hakkımızda yorumlar yapar: “Çok inatçısın,” “O hep çok sessizdir.” Zamanla, bu yorumları içselleştiririz ve kendimizi bu kalıpların içinde görmeye başlarız.
Bunun yanı sıra, insan beyni genellemeleri sever. Basitleştirilmiş “etiketler”, beynimizin karmaşık dünyayı anlamlandırmasına yardımcı olur. Ancak bu basitlik, çoğu zaman bizi sınırlayabilir. Özellikle stresli ya da belirsiz zamanlarda, bu kimlik tanımları daha da güçlenir ve davranışlarımızı belirler.

Kendimizle İlgili Yargıların İlişkilere Yansımaları

Kendi kimliğimizle ilgili oluşturduğumuz yargılar, yalnızca kendimizi değil, çevremizle olan ilişkilerimizi de derinden etkiler. Örneğin, “Ben duygularımı ifade edemem” inancına sahip bir kişi, yakın ilişkilerinde iletişim problemleri yaşayabilir. Bu inanç, kişinin kendini geri çekmesine veya duygusal ihtiyaçlarını ifade etmekte zorlanmasına yol açabilir.

Bunun yanı sıra, “Ben güvenilmez biriyim” ya da “Ben çok kıskancım” gibi yargılar, ilişkilerde güvensizlik ya da kontrol sorunlarına zemin hazırlayabilir. Bu tür düşünceler, karşı tarafın davranışlarını yanlış yorumlamaya ve gereksiz çatışmalara neden olabilir. Oysa farkındalık ve açık iletişim, bu olumsuz döngüleri kırabilir. Örneğin, bir partnerinizle yaşadığınız tartışmada, kendinizi “ben hep hata yaparım” diye etiketlerseniz, savunmacı bir tutum sergileyebilir ya da tamamen geri çekilebilirsiniz. Ancak bu yargıyı sorgulamak, ilişkinizi geliştirmek için bir fırsat yaratabilir. “Hatalar yapıyorum, ama bundan öğrenebilirim ve kendimi geliştirebilirim” gibi bir yaklaşım, hem kendinize hem de ilişkinize daha sağlıklı bir perspektif kazandırır.

Sonuç olarak, kendimizi nasıl tanımladığımız, diğer insanlarla olan bağlarımızı doğrudan etkiler. Daha esnek ve şefkatli bir bakış açısı geliştirmek, hem kendimize hem de ilişkilerimize olumlu yansımalar sağlayacaktır.

Değişim Fark etmekle Başlar

Kendimizi daha esnek ve açık bir şekilde görebilmek için farkındalık geliştirmek önemlidir. Mindfulness, yani bilinçli farkındalık, bireyin anı yargısız bir şekilde deneyimlemesini sağlar. Bu, kişinin kendisiyle ilgili düşüncelerini sorgulamasına ve alternatif yollar keşfetmesine yardımcı olur.

Psikoterapide bu tür katı kimlik algılarıyla çalışırken, bireylerin kendileriyle ilgili yargılarını yeniden çerçevelemelerine destek olunur. Örneğin, bir birey “Ben hep hata yaparım” diyorsa, bu düşünceye karşı, “Tüm insanlar zaman zaman hata yapar. Bu, insan olmanın bir parçasıdır” gibi bir yaklaşım benimsenir.
Kendimizi yeniden tanımlamak, geçmiş deneyimlere yeni bir bakış açısıyla yaklaşmayı ve kendimize karşı daha merhametli olmayı gerektirir. Bu, zayıflıklarımızı kabul ederken, aynı zamanda değişim potansiyelimize inanmayı içerir. Çünkü ne kadar karmaşık bir geçmişe sahip olursak olalım, geleceğimizi şekillendirme gücü bizim elimizdedir.

Sonuç olarak, “ben böyleyim” demek yerine, “bu alışkanlığa sahibim, ancak bunu değiştirebilirim” diyebilmek, yaşamımıza daha fazla esneklik ve özgürlük katacaktır. Ve unutmayın, bir yolculukta en önemli adım, harekete geçmek için karar verdiğiniz o ilk adımdır. Belki de bugünden itibaren, kendinize dair etiketlerinizi sorgulamak, bu adımın ta kendisidir.
Kendini Sınırlandırmadan, Kendini tanı
Kendimize dair kesin yargılar, hem içsel yolculuğumuzu hem de ilişkilerimizi sınırlayabilir. “Ben böyle biriyim” demek yerine, “Şu anda böyle düşünüyorum” ya da “Bu huyumun farkındayım ve üzerine çalışıyorum” demek, bizi daha özgür kılar. Kendi içsel dünyamıza ve ilişkilerimize daha objektif bir gözle bakabilmek, daha derin bağlar kurmamıza ve kendimizi dönüştürmemize olanak tanır.

Unutmayalım ki, insanlar olarak öğrenen, gelişen ve değişen varlıklarız. Emerson’un dediği gibi: “Kendinizi ifade etmekten korkmayın, çünkü her an yeni bir insan olma fırsatına sahipsiniz.”
Kendi kendimize dönüp baktığımızda, sadece geçmişin değil, geleceğin de şekillendiricisi olduğumuzu fark etmek, hem ilişkilerimizi hem de yaşam kalitemizi dönüştürmenin anahtarıdır.

 

Klinik Psikolog Kubilay ERSANLI – ATAŞEHİR / İSTANBUL